Ana Sayfa > Site Yazarları

HATİCE EROĞLU AKDOĞAN - esenlertime@hotmail.com
BİR GÜZEL ÇİRKİN KRAL...
11 Eylül 2018 - 107 okunma

BİR GÜZEL ÇİRKİN KRAL...

Toplanırken sanki biraz heyecanımız yok gibiydi. Zaman zaman üstümüze sinen yılgınlık ve umutsuzluk gözlerimizin ışığını karartmış mıydı ne? Tamam, dayanışma gecelerine, şenliklere çok girip çıkmışlığımız vardı. İşte 09 Eylül’de Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde Yılmaz Güney anısına düzenlenecek bir etkinliğe daha girecektik. Genel inançla zaten nasıl olsa hiçbir şey zamanında başlamaz düşüncesiyle evden de acele etmeden çıkılacaktı; “Saat üç yazıyor ama sen ona üç buçuk de!” denilerek iş ağıra vurulacaktı. Her gecede söylenen umutlandırıcı, motive edici konuşmaları, kürsüye arka arkaya çıkan her hangi bir yerin başkanı, başkan yardımcısı, gecenin komite düzenleyicilerinden yine dinleyecektik. Birbirini tekrar eden konuşmalar biraz daha zamanımızdan çalacak, sıkılanlar sahnedeki konuşmalardan koparak yanındaki ile muhabbete başlayacaktı.


Salonun kapısı etkinliğin başlama saatine yirmi dakika kala açıldı. İtişip kakışma olmadan geçip oturduk. Salonda koltuk çok, katılımcı ise azdı. Yakınımda oturan bir teyze üçte biri daha dolmamış olan salonu doldurmayan meçhul kişilere kızmaya başladı: “İşte biz böyle böyle bir adım öte gidemiyor, yerimizden kalkıp üstelik parasız bir etkinliğe dahi gelme zahmetine katılmıyoruz. Yok, yok müstahak bize!”

Benim de tepki gösteren yaşlı kadından ayrı olarak canım biraz sıkılmıştı. Popüler yanı ağır basan bazı etkinliklerde bu salonun nasıl hınca hınç dolduğunu, oturabilmek için önceden telefonla yer ayırtmak gerektiğini biliyordum. Aynı kaygıyla erken gelmesine geldim ama salonun daha yarıdan fazlasının boş olduğunu gördüğümde kötü hissettim ama kadın arkadaşı da teskin edici bir söz söylemem gerekti. “Sıkmayın canınızı! Gelmeyen kaybeder” demekle geçiştirdim. Kadın ise söylenmesine daha bir süre devam etti.

Bu arada yığın yığın olmasa da tek tek insanlar geliyordu. Etkinliğin başlama saati geldiğinde aceleyle boş yer arayanlar arttı. Erken gelmesek de son dakikada yetişme alışkanlığımızı çok seviyorduk. Ki, üçü beş geçe ağırbaşlı, mağrur edasıyla Gül Göker kürsüye gelerek “Etkinliğimizin başlamasına beş dakika var” anonsunu yapıp çekildi.

İşte o an sevindirik oldum. Hayret yarım saat gecikmeyle başlar diye düşündüğüm etkinlik, üçü on geçe başlayacaktı. Güzel! Geç gelenler salonu da hemen hemen doldurmaya başladı. Sahne ekranında gülümseyen ve güven veren duruşuyla bizim Yılmaz Güney’imiz, Önder Babat ve Zeki Göker Kültür Merkez’lerinin ayaklı boydan afişlerinin kucağında, ülkesine hasretini bir nebze olsun gidermek için bekliyor.

Zeki Göker’in ‘Bir Güzel Çirkin Kral: Yılmaz Güney’ oyunu

Ve anons edilen beş dakika doldu ve anma programının baştan sona sunucusu Gül Göker kürsüye çıkıp açılışa başladı. Etkinliği düzenleyen Önder Babat ve Zeki Göker Kültür Merkezi adına kısa bir konuşma yapan Burak Yücel saygı duruşu görevimizi de yerine getirtti. Genellikle her şenlikte tiyatro oyunları sona bırakılır. Aksine burada Önder Babat Politik Tiyatro Grubunun oyunu ile başladı. “Bir Güzel Çirkin Kral: Yılmaz Güney” oyununu tiyatromuzun devrimci simalarından Zeki Göker yazmıştı.

Oyun, hem sahnede, hem kapıdan girerek yerleşmeyi sürdüren izleyicilerin içinden karşılıklı olarak başlamıştı. Bir çocuk olarak Yılmaz Güney yazlık sinema çevresinde gazoz satışıyla bizi “Umut” filminden “Yol” filmine uzanan devrimci bir sanatçının soluksuz yolculuğuna ilk sahneyle çıkarmış oldu.

Bir sahne Yılmaz Güney’e, bir sahne konser sanatçılarına. Yanımdaki arkadaşlarla sahneye öyle kilitlenmişiz ki salonun tamamen dolup ayakta insanların biriktiğini sonradan fark edebilmiştik. Hakan Yeşilyurt, gür ve coşkulu sesiyle az öncesinde izlediğimiz Yılmaz Güney oyununun sahnesi üstüne ayrı bir önem katmış oldu.

Oyunun ikinci sahnesinin ardından Adalılar müzik topluluğunun verdiği konser coşkunun ivmesini bir nebze daha yükseltti. Yılmaz Güney’e zamanında asistanlık yapmış olan Ahmet Soner’in paylaştığı anılar Yılmaz Güney’in emekçiden, haklıdan yana, adı gibi yılmaz kişiliğinin sıcaklığını daha yakından hissetmemizi arttırdı.

Gül Göker, bir ara salonun tamamen dolu olduğu, dışarıda bekleyen çok sayıda insan bulunduğu; arada varsa boş koltukları doldurmak gerektiğini belirtiyordu. Sıkıntı veren etkinliklerde on-onbeş dakika ara verildiğinde yerini terk eden izleyici sayısının çok olduğu bilinir. Bu sefer ayakta kalmak korkusuyla arada dışarı çıkmayı istemeyenler çoğunluktaydı.

Meğer ne çok, ne çoğumuz ölmüş; geriye ne ağır yükler bırakmışız!

Programın ikinci yarısı da birincisi gibi olgunluk, heyecan ve disiplinli bir seyir izledi. Türkülerin farklı yorumcusu Grup Abdal’dan sonra Serhat Raşa da konser ziyafetinin tadını iyiden iyiye yükseltti. Dijital ekranda “Yol” filminin çekim süreci ile ilgili anısını paylaşan Tarık Akan’la hem hüzünlendik, hem de gururlandık. Meğer ne çok, ne çoğumuz ölmüş; geriye ne ağır yükler bırakmışız! Yanımda oturanlardan biri “Biz hep böyle nereye kadar anacağız, hep anmakla mı geçireceğiz?” dediğinde sanırım kabuğumuzdan bir an önce çıkmamız gerektiğine işaret eder gibiydi. Ne demeliydi ki? Belki yapabilecek başka bir şey olmadığında bizden önde gidenleri anacağız. Belki uzun zaman hep böylesiyle yetineceğiz. Ama anılarına dayandıklarımızın yaşam gücü olan umudu asla elden bırakmadan; umudun hayat bulması için defalarca geriye düşüp, defalarca ayağa kalkıp yürümeyi de elden bırakmadan…

Yılmaz Güney’le ilgili bir atmosferi solumak sanırım ilk baştaki yılgın halimizi silip süpürdü. Hele ki Önder Babat ve Zeki Göker Kültür Merkezlerinin bu tür etkinliklere daha sık yer vereceği bilgisi inancımızı da zengin kıldı. Program, genel olarak etkinliklere ilişkin önyargıları kırmıştı. Zaman iyi kullanılmış, oyun ve konser kompozisyonu iyi yapılmıştı. Parçalar kararınca oluşu bıkkınlık hissini salondan uzak tuttu. Coşkusu inmeyen bir konser günümüze iyi geldi.


Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


HATİCE EROĞLU AKDOĞAN Diğer Yazıları

24 Temmuz 2018 - YOLA ÇIKTI TÜRKÜLER
25 Nisan 2018 - Köy Enstitüleri: 78 yıl öncesini bugünkü rezaletten dolayı anımsamak...
30 Mart 2018 - MEMLEKETİMİN BAHARI
21 Aralık 2017 - GERİCİLİĞİN ÜRETİCİ GÜÇ KADINLARA ETKİSİ
03 Kasım 2017 - ​İSTANBUL, AH İSTANBUL!
20 Ekim 2017 - Kadına Yönelik Kuşatmanın Günümüzdeki Yöntemi
05 Eylül 2017 - Pardon; vatan, millet sevmek mi dediniz?
30 Haziran 2017 - SEVGİLİ AĞAÇ
27 Şubat 2017 - ATANAMAYAN ÖĞRETMENLİKTEN AÇIĞA ALINAN ÖĞRETMENLİĞE
21 Aralık 2016 - BİR BAŞKA FİDEL ÖYKÜSÜ
03 Kasım 2016 - HABERLER PAZARDAN AKTARDAN...
13 Ekim 2016 - İLERLEYEN ADIMLARLA BÜYÜYEN ANLAMLI BİR HAYAT
11 Ekim 2016 - KAVGAMIZIN CEVAHİRİ
16 Eylül 2016 - ASLI HAPİS ÜLKE...
04 Eylül 2016 - HAYALETE NÖBET
28 Mart 2016 - GÜL AĞLADI UTANCINDAN...
28 Şubat 2016 - BETONİSTANBUL
26 Şubat 2016 - GÖK MAVİSİ BİR TÜRKÜ...
29 Ocak 2016 - ADALET; SARAYA KAYITLIYDI MORGDA GÖRÜLDÜ
11 Ocak 2016 - KARADENİZ'İN YOLLARI ZATEN YEŞİL...
24 Kasım 2015 - GÜNLER, KADIN İÇİN ÇOK TEHLİKELİ...
31 Ekim 2015 - KÖYLERİMİZDEN MEGAKÖYLERE SOSYAL İLİŞKİLERİMİZ
07 Ekim 2015 - UTANAN İNSANLIKSA ZALİMLERE NE OLUYOR?
07 Ekim 2015 - Magna Carta’dan Bugüne
13 Eylül 2015 - SIBYAN MEKTEBİ...
18 Haziran 2015 - VAH KUZEY ORMANLARI...
31 Mayıs 2015 - GEZİ’NİN AĞACINA
21 Nisan 2015 - ERMENİ YANIMIZI YÜZ YILDIR KINIYORUZ
09 Nisan 2015 - EĞER YAŞAMAK DİRENMEKSE…
14 Mart 2015 - BAŞUCU KİTABIMIZ OLARAK YAŞAR KEMAL
30 Ocak 2015 - SIRRI ÖZTÜRK'Ü UĞURLARKEN...
20 Ocak 2015 - AÇIK MEKTUP: YÜZ YILLIK YARAMIZIN ACISIYLA HRANT’IN DÜŞTÜĞÜ YERDE…
11 Aralık 2014 - OSMANLICA YA DA DEDELERİMİZİN MEZAR TAŞI
13 Kasım 2014 - KİTAP...KİTAP...
30 Ekim 2014 - “Kaybedilmiş Mücadele Terkedilmiş Olandır”...
21 Ekim 2014 - EĞİTİMDE SONUÇ; SONUNCULUK...
16 Eylül 2014 - FESTVALİN MUNZUR OLANI
29 Haziran 2014 - KUZEY ORMANLARI KIYIMINDA TAŞERON İŞÇİLİK...
28 Mayıs 2014 - HAKSIZLIKLARA İSYANIN SOKAKTA ŞEKİLLENEN İÇERİĞİ...
27 Nisan 2014 - “Zulmün zorbalığın hesabıdır bu”
13 Nisan 2014 - Afişler AKP’nin Kirini Örtmeye Yetmiyor...
05 Mart 2014 - EVLERE BONCUK İŞİ…
21 Ocak 2014 - GEÇMİŞTEN GELEN ACI GERÇEK: “ÇOCUK GELİNLER”
11 Ocak 2014 - AYRI DÜNYALARIN AYRI BASINI
25 Aralık 2013 - SU İÇİN MÜCADELE EMEĞİN MÜCADELESİNİN GÜNDEMİDİR...
19 Aralık 2013 - HER YER TECRİT ALTINDA
09 Aralık 2013 - Eğitim Uluslararası Düzeyde de Yaya Kalmaya Mahkum...
22 Kasım 2013 - KADINA YÖNELİK SİSTEMATİK ŞİDDET
21 Kasım 2013 - ORGANİZE ŞİDDET DÜZENİNE KURBAN VERİLEN KADINLAR
15 Kasım 2013 - EV KADINA ŞİDDETİNDE YUVASI
13 Kasım 2013 - KADININ SAÇ TELLERİ ÜZERİNDE İKTİDAR VE BASKI OYUNLARI…
06 Kasım 2013 - KADININ AÇIK BAŞLA GEZME ÖZGÜRLÜĞÜ NEREYE KADAR?
13 Şubat 2004 - YENİ BİR KİTAP: 'Karadeniz Soldan Dalgalanır… Her Eylül’de...'
05 Şubat 2004 - YENİ BİR KİTAP: 'Karadeniz Soldan Dalgalanır… Her Eylül’de...'
30 Ocak 2004 - ADALET; SARAYA KAYITLIYDI MORGDA GÖRÜLDÜ
KÖŞE YAZARLARI
ÜYE PANELİ
E-mail
Şifre
 
   
  Yeni Üye | Şifremi Unuttum
ARŞİV
..
SİZ DE YAZIN-YAYINLAYALIM!
HABERE DEĞER "ESENLER VE ÜLKE" YE DAİR KONULARI,GERÇEKLERİ,  
yerelgazeteci@hotmail.com,
esenlertime@hotmail.com,

E-MAİL ADRESLERİNDEN
GAZETEMİZE ULAŞTIRABİLİRSİNİZ...
EN ÇOK OKUNAN
Video Galeri
EN ÇOK YORUMLANAN
FOTO GALERİ
RADYO

TAKVİM
BU GÜNKÜ GAZETELER
FACEBOOK-BEĞEN
HABERLER